Gün sıradan
başlamıştı. Eh en azından ona göre öyleydi. Okula gittiğinde yaşayacaklarından
bir habersiz uyuyordu yatağında. Aniden çalmaya başlayan alarm ile homurdanıp,
başını çevirmeden eliyle saati bulmaya çalıştı, yere düşürdüğü şeyler umrunda değildi
bile. Nihayetinde alarmı bulup kapattıktan sonra yatakta diğer tarafa döndü.
Bir iki dakika sonra çalmaya başlayan telefonu ile esneyip üzerindeki
battaniyeyi attı. Bu sefer yere düşen battaniyeye ek olarak ders notlarının yer
ile buluşması sürpriz olmuştu. Ders çalışırken uyuya kaldığı aklına gelince
yere kısaca bakış atıp başını yastığa bıraktı usulca. Israrla çalan telefona
uzandı.
“Efendim.”
“Ohoo, daha sana gün aymamış! Kalk, kalk konferans erkene
alındı!”
Saate bakıp acele etmeden doğruldu yatakta. Ali’nin her
zaman ki yaptığı boş muhabbetler ile güne başlaması hiç kendisine gelmesine
yardımcı olmuyordu. Sakin ve uyarıcı bir ses tonuyla “Ali.” Dedi.
“Tamam, susuyorum ama konferans konusunda ciddiyim bir saate
başlayacakmış. Mustafa hoca öyle dedi.”
“Tamam yetişirim.”
“He bu arada Melih.”
“Efendim.”
“Mustafa hoca dedi ki araştırmanı tamamlamadıysan gözüne
gözükmeyecekmişsin.”
Elini alnına vurup yerdeki ders notlarına tekrardan baktı.
Araştırma notları da oradaydı. O karışıklıkta nasıl bulacağından emin olmayarak
“Sorun değil.” Diyerek mırıldandı.
“Görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Kapanan telefonların ardından birkaç saniye yatakta bekleyip
sakinliğini korudu. Kendi kendini rahatlatmaya çalışıyordu. Kalkıp hızlı bir
duşa girse daha sonra giyinip notları bulup çıksa yarım saat sonra okuldaydı.
Derin bir nefes alıp yataktan kalktı. Yerdeki notları çalışma masasına koydu.
Öncelik duştu. Daha sonra gerisini hallederdi...
*******
Evden çıktığında on beş dakika sonra konferansın başlayacak
olması tedirginliğini arttırdı. Hızlıca bir minibüs durdurmaya çalıştı. Kampüs
içine giren minibüse bindikten sonra kendi kendine gülümsedi. Çantasını
düzelterek önüne döndü. Notları tam bulamamış masanın üstündeki notları
çantasına sıkıştırmakla çareyi bulmuştu. Boş bir sınıfta illa ki notları
düzenler, araştırma ödevini hocasına sunardı. Ona göre halledilmeyecek bir iş
değildi, basitti. Okula geldiğinde konferans başlamak üzereydi, aceleyle bir
sınıfa girip notların arasından araştırma ödevini buldu. Sınıfın kapısının
sertçe kapanmasıyla başını sesin geldiği yöne çevirdi.
“Kusura bakma birader yanlışlıkla oldu.”
“Sorun değil.” Diyerek araştırma ödevi dışında geri kalan
ders notlarını çantaya yerleştirmeye başladı. Az önce kusura bakma diyen çocuk
boş bir sıraya oturmuş telefonuyla uğraşıyordu. Kapının tekrar açılmasıyla sınıfa giren birkaç öğrenciyi görmesiyle çantasını omzuna taktı. Anlaşılan birazdan bir ders başlayacaktı, sınıftan ayrıldı. Koridorda
adımlarını hızlandırıp asansöre yöneldi. Önündeki kalabalığı görünce şanssızlığına dem vurup merdivenlere yöneldi.Kendi bölümünün katına
geldiğinde Ali’yi gördü.
“Ali.”
“Mustafa Hoca odasında seni bekliyor,koş!”
Nefes nefese adımlarını Mustafa Hoca’nın odasına çevirdi.
Kapının önüne geldiğinde derin bir nefes alıp kapıya vuracağı esnada
kapı açıldı. Ayağındaki topuklu
ayakkabılar sayesinde burun buruna geldiği kızla göz göze gelip birkaç adım
geri çekildi.
“Pardon.”
Kız sorun değil dercesine başını sallayıp uzaklaştı. Açık
kapının ardında kalan Mustafa Hoca masasında oturuyor, doğrudan kendisine
bakıyordu.
“Gelebilir miyim hocam.”
“Çok erken gelmedin mi Melih?” İğneleyici bir cümle ama bunu
yumuşatan yüz ifadesi ile yine sevecendi Mustafa Hoca.
“Hocam-“
“Tamam evlat, açıklama yapmana gerek yok. Araştırma?”
Elindeki dosyayı hızlıca Mustafa Hoca’ya uzattı.
“Buyrun hocam.”
“Tamamdır, konferansa geleceksiniz sanırım Ali ile.”
“Evet hocam.”
“Konferans saati dersiniz yok mu oğlum sizin?”
“Hocam var ama konferans gündem ile ilgili olduğu için,
konferansta olduğumuzu belirtmemiz dışında herhangi bir problem çıkmayacağını
söyledi Kemal Hoca.”
“İyi bakalım.”
Elindeki araştırma ödevinin ilk sayfasını açan Mustafa Hoca
tek kaşını kaldırarak ödevin üzerinden Melih’e baktı.
“Ayşe tatile çıksın mı?”
“Hocam-“
“Oğlum başlık Kıbrıs Barış Harekatı değil miydi? Ben mi
yanlış hatırlıyorum.”
“Hocam estağfurullah, ama bildiğiniz gibi-“
“Ben biliyorum da konuyu bilmeyene bu başlık ne derece ciddi
gelir evladım.”
“O zaman okusun hocam öğrenir.”
“Melih çık git odadan çabuk!”
“Hocam-“
“Bak haklı çıkartacaksın kendini, sonra çıkıp gideceksin bu
odadan biliyorum seni ben. Çık git istemiyorum haklılığını duymayı.”
Melih gülmesini bastırmaya çalışıp Mustafa Hoca’ya baktı
dikkatlice. Birkaç saniye sonra Mustafa
Hoca “Konuş hergele.” Dedi.
“Konunun kilit noktası olan parolayı başlık olarak koymayı
daha uygun buldum hocam, emin olun daha dikkat çekici olacaktır.”
“Bu hafta bu konuyu arkadaşlarına sen anlatacaksın Melih.”
“Ama-“
“Lafımın üstüne laf mı söyleyeceksin Melih, Ayşe’yi tatile
çıkartacak mı arkadaşların yoksa çıkartmayacaklar mı görürüz. Şimdi konferansa
geç. Birazdan görüşürüz.”
Uysalca başını
sallayıp odadan ayrıldı. Ali ileride Melih’i bekliyordu. Melih, Ali’ye
yaklaşırken Ali pişkin bir şekilde sırıttı.
“Randevunuz kötü mü geçti?”
“Ali sus, konuyu ben anlatacakmışım bu hafta.”
“Nasıl ya?”
“Başlığa sinir oldu.”
“Ne koydun lan yine başlığa. Ne uydurdun yine.”
“Ayşe tatile çıksın.”
Ali dikkatle yüzüne bakıp olayı anlamaya çalıştı.
“Eee... hadi söylesene.”
“Söyledim ya cahil aç biraz kitap oku, git biraz belgesel
izle.”
“Ayşe tatile çıksın mı?”
“Evet.”
“Neden?”
“Derste anlatırken öğrenirsin.”
Konferans salonuna doğru yürürken salonda olan gürültü ile birbirine bakan ikili adımlarını hızlandırdı. Salonun girişine geldiklerinde gördükleri ile kalakaldılar. Selçuk yumruğunu kaldırmış yakasından tuttuğu ve burnunu kanattığı çocuğa acımadan bir tane daha geçirmişti. Milliyetçilik ruhu kabarmıştı belli, tutana aşk olsundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder